1876 Askeri Darbesinden 27 Nisan E-Muhtırasına: İçsel Ve Dışsal Nedenler

Günümüzde canlı olarak yaşanan siyasete müdahale süreçlerini gerçekçi bir şekilde anlayabilmek için cumhuriyet öncesinde bu boyutta ne olup bittiğine bakmakta yarar vardır. Osmanlı’da köklü değişim ve yenilik arayışları, 18.yy sonlarında, III. Selim (1789-1807) zamanında başlamıştır. III.Selim’in ardından II.Mahmut, (1808-1839) döneminde hızlanan batılılaşma hareketleri de yeni bürokratik-askeri anlayışı beraberinde getirmiştir. II.Mahmut’un bu çerçevede yaptığı en önemli icraatlardan birisi, 1324 yılında kurulan ve 1658 yılından itibaren önemini kaybeden ve bir ayaklanma yuvası haline gelen yeniçeri ocağını kaldırmak olmuştur.Çünkü sürekli ayaklanan Yeniçeriler istemedikleri padişahları ve devlet adamlarını indiriyor, hatta öldürüyorlardı. II. Mahmud ilmiye sınıfından ve halktan aldığı güçle yeniçeri ocağının kaldırıldığını 1826 yılında bir fermanla duyurdu. Yerine ise, “Asakir-i Mansure-i Muhammediye”, yani Allah’ın izniyle muzaffer olacak Muhammed’in ordusu! anlamına gelen yeni bir ordu kurdu.Yeniçeri ocağının kaldırılması aslında asker, bürokrasi ve ilmiye sınıfı arasında derin kırılmaların başlangını oluşturuyordu.

Modern ordumuzun, donanmamızın ve kurumlarımızın kurucusu İkinci Sultan Mahmud, yeniçerileri ortadan kaldırmasındaki temel hedeflerinden birisi, askeri sınıfın siyasi ve politik arenadan ilgisini kesmekti.Bu çerçevede, illerin ve eyaletlerin yönetimi asker sınıfından alınarak, asker sınıfına iki veya üç mareşal ile bakanlar kurulunda temsil edilme hakkı verildi.II.Mahmut’un bütün bu çabalarının altında yatan yegane saik askeri sınıfı kendi olağan işleyiş mecrasına çekmekti. Fakat bu hususta tam anlamıyla başarılı olunamadıki 1876 yılında yaşanan üzücü olay meydana geldi. Konuyu biraz daha açacak olursak II.Mahmut’un oğlu Sultan Abdülaziz döneminde, ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bir özgürlük havası vardı. Bu özgürlük havasının getirdiği sosyolojik kamuoyu, Abdülaziz’in tahttan indirilmesi konusunda ciddi bir ortam oluşturdu. Mithat Paşa’nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru saray, Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılarak Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiştir. Yapılan bu darbe ülkeye hiç hayır getirmemiştir. Çünkü ülkedeki yaşanan yönetim istikrarsızlığı nedeniyle, Osmanlı Devleti Rusya ile savaşa girerek çok büyük ülkeler kaybetmiştir.

Önceden bu tarafa yaşanan asker-sivil gerginliği, ittihat ve terakkinin sosyal ve siyasal alanda güçlenmesiyle daha belirgin hale gelmiştir. II .Abdülhamit’in olayların merkezinde olması hasebiyle de içinden çıkılamaz bir hale doğru gitmiştir. Esasen mülkiye-harbiye ve tıbbiye gibi batılılaşma tarihimizdeki önemli kurumların temelinin atıldığı bir dönem olan II.Abdülhamit döneminde önceleri genç Osmanlılar (Mithat paşa, Namık kemal,Şinasi) adı verilen, daha çok aristokrat sınıfa mensup şahsiyetlerin, daha sonraları ise, orta ve orta altı sınıfa mensup şahsiyetlerin öncülüğünü yaptığı genç Türkler hareketi, iktidar kavgasını tırmandırmıştır. 1876 yılında göreve gelen II.Abdülhamit, II.Mahmut gibi geçmişte yaşanan olayların tekrarının yaşanmaması için askeri kendi görev alanına çekmeye çalışmıştır. Fakat askerin doğrudan politika ile ilişkisini kesmede tam anlamıyla muvaffak olduğu söylenemez. II.Abdülhamit’in askeri kendi görev alanına çekmeye çalışması tersine bir cerayan oluşturmuştur.19.yüzyılın sonu ve 20.yy başında Abdülhamite karşı giriştiği mücadeleyi kazanan Jon-Türk hareketi çok geçmeden ikiye bölünmüştür. Bu gruplardan sertlik yanlısı, türk milliyetçisi, kollevitist, merkeziyetçi, dışa kapanmacı, Almanlarla işbirliğinden yana, türk olmayan unsurlarla karşı görüşleriyle öne çıkan ittihat ve terakki grubu, diğer yanda Prens Sabatttinin öncülüğünü yaptığı ademi-merkeziyetçi (yerinden yönetimci) bireyci hür teşebbüsten yana, anglo-sakson fikir ve düşüncelerden etkilenen hurriyet ve itilaf grubudur. Bu kavgadan ittihat ve terakki grubu galip çıkmış, fikir ve eylemleriyle dönemine damgasını vurmuştur.İttihat ve Terakki Cemiyeti, Enver, Cemal ve Talat Paşaların koordinasyonu ve direktifinde hem doğrudan duruma göre aleni olmayan yöntemlerle yönettiği ve müdahil olduğu olaylar sonucunda 1908’deki askeri bir ayaklanmayla II.Meşrutiyeti ilan etmiştir.II.Meşrutiyetten sonra siyasi ve sosyal olaylarda derin kırlmaların olduğu, bu sosyal ve kültürel olayların neden ve sonucu cumhuriyet dönemi askeri-sivil bürokrasiye kötü emsal teşkil ediyordu. İttihat ve terakki 1909 yılında 31 mart vakası ve 1913 yılında babı-ali baskınıyla mevcut yönetime karşı askerî müdahale yaparak kendi konumunu güçlendirmiştir.

29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetin kurulmasından 1960 yılına kadar askeri darbe veya muhtıraların olmadığı bir döneme girilmiştir. 1923-1960 yıllarını kendine özgü bir dönem olarak ele almakta yarar vardır. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’ün siyasi ve askeri karizması ve bundan neşet bulan tek adamlığı, darbe veya benzeri teşebbüsleri kendiliğinden bıçak gibi kesmiştir. Atatürk’ün asker kökenli olması bu durumun oluşmasına elbette büyük katlı sağlamıştır. Atatürk’ün Mareşal Fevzi ÇAKMAK gibi uyumlu bir Genel Kurmay başkanı ile çalışması bu dönemde askeri darbelerin yapılamaması veya teşebbüs edilememesinde en büyük etken olmuştur. Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu dönemde komutanları ya asker olmaya ya da siyasetçi olmaya davet etmiştir. İkisinin bir arada olamayacağını ısrarla her ortamda vurgulamıştır.

1946 yılında serbest seçimlerin yapılmasıyla ve çok partili hayata geçildikten on yıl sonra malesef modern dönem darbe geleneği başlamıştır. Bu olaya gereken toplumsal ve siyasi tepkinin verilememesi nedeniyle de ortalama her on yılda bir tekrarlanacak kötü bir gelenek başlamış olup 1876 yıllarına binevi geri dönülmüştür. Bu kötü geleneğin ilki 27 mayıs 1960’ta gerçekleşen Cumhuriyet dönemi darbesi olarak nitelenen başka bir ifadeyle, askerin siyasete acımasız müdahalesidir. Daha sonra bu süreç, 12 mart 1971 askeri muhtırası ve 12 eylül 1980 askeri darbesi ile devam edegelmiştir. 28 şubat 1997’de klasik anlamda darbe yapılmamakla birlikte, MGK bildirisi ve ardından gelen bir dizi eylemle seçilmiş hükümet istifaya zorlanmış, yerine getirilen hükümet, toplum vicdanında olumlu yankı bulmayan bir dizi uygulamalar yapmıştır. Post-modern darbe adıyla tarihe geçen 28 şubat müdahalesinin sosyal ekonomik ve siyasi sonuçları aslında klasik darbelerden daha etkili olmuştur. Çünkü gelecek onbeş yılın siyasi rotasını şaranpole doğru itmiştir. Bu post-modern darbenin ardından askerin siyasete en son müdahale girişimi, 27 nisan 2007’de cumhurbaşkanlığı seçim turlarının başladığı günün akşamı, Genel Kurmay Web sitesinde E-bildiri niteliğinde yayımlanan sosyal ve siyasi sonuçları on yıl sonra gerçekleşecek olan sanal aparetli ve postallı askeri muhtıradır.

Bugün Türkiyede irtica, laiklik, batılılaşma, dinin toplumsal hayattaki yeri, askerin siyasetteki ağırlığı ve devletin ekonomi ve siyasetteki rolü ile ilgili tartışmalar yeni tartışmalar olmayıp geçmişte yapılan tartışmalarının bir uzantısı niteliğindedir. İronik olan durum II.Abdülhamit’e karşı hurriyet isteyen, “istibdata karşı” “özgürlük” arayışında olan bir hareketin, iktidarı ele geçirdikten ve sarayı devre dışı bıraktıktan sonra izlediği politikaların Abdülhamit dönemine göre daha bir baskı, sindirme, höşgörüsüzlük, komitacılık ve hukuksuzluk dönemi yaşatmış olmasıdır.İttihat ve terakki Pan-islamizme karşı türk milliyetçiliğini öne çıkaran, baskıcı, etnik milliyetçi, azınlık düşmanı, merkeziyetçi, devletçi ve Almanya yanlısı özellikleriyle öne çıkmıştır.1912 yılında Balkan savaşı, 1913 yılında bab-ı ali baskını,1914 yılında 1.dünya savaşı 1915 yılında ermeni tehciri ve onu izleyen olaylar, 1918 Mondros, 1920 sevr gibi, imparatorluğu hem içeride hemde dışırıda bitiren olayların tümü ittihat ve terakkinin bütün dizginleri elinde tuttuğu bir dönemde yaşanmıştır. Bu çerçevede 1908-1918’e kadar imparatorluk Balkanlar, Kafkaslar, Kuzey Afrika ve hicazı kaybetmiştir. Almanların yanında aceleci bir şekilde Osmanlıyı I.dünya savaşına sokan İttihat ve Terakki, Türk illerini esaretten kurtarmayı hedefleyen turancı bir macera perestliği, her bakımdan Osmanlıya bedeli çok ağır olmuştur. Savaşın kaybedilmesi ve imparatorluğun dağılmasıyla ittihat ve terakki çözülmüş, ancak önce mudafai hukuk, ardından cumhuriyet döneminde 1.mecliste birinci grup önemli ölçüde ittihat ve terakki kadroları tarafından teşkil edilmişti. İttihat ve terakkinin fikir ve düşüncelerinin bir kısmının daha sonra cumhuriyet halk fırkası ve diğer partiler kanalıyla bugünlere kadar geldiğini söylemek çok abartılı bir durum olmaz.

Yönetim Bilimci Metin HEPER’in Bürokrasi ve Siyaset İlişkileri isimli kitabında vurguladığı gibi, Cumhuriyet asker, bürokrasi ve eşraf üçlüsü sayacağı üzerine inşa edilmiştir. İttihat ve terakkinin etkisiyle girişilen nüfus mübadelesi ve bunu tamamlayan politikaların sonucunda yeni savaş zenginleri oluşmuştur. Aslında bu zenginler, devlet eliyle yaratılan yeni burjuvazi sınıfından başka bir şey değildi. Bunların çıkarları doğal olarak dış dünyaya ve rekabete kapalı, rant dağıtımına dayalı, devletçi, korumacı, baskıcı bir ekonomik ve siyasi yapıyı beraberinde getirmiştir.Bu monopol ticari anlayış doğal olarak, cumhuriyet halk fırkasını desteklemiştir. 1946 yılında yapılan serbest seçimle de tek parti ağırlığını korumuş olsa da siyasette monopol yapıdan oligopal yapıya geçilmiştir.1950 yılında Demokrat Partinin tek başına iktidara gelmesiyle siyasetteki monopol yapının kırılmasıyla, Türkiye uluslar arası ekonomik ve sosyal ilişkiler bağlamında dışa açılmaya başlamıştır. İçeride de nüfus köyden kente doğru hareketlenip, kente yerleşen bu insanlar yeni dünya ile entegrasyon sürecine girmiştir.

1980 yılından itibaren dünyada teknolojinin gelişmesiyle küreselleşme denen olgu hızlanmıştır.Bu aşamalardan sonra demokrasi, piyasa ve kısmen de olsa insan haklarının önünün açılmasıyla, ekonominin de gelişmesi sonucu, bu eksende dindar-muhafazakar burjuvanın önü açılmıştır. Köyden kente gelen bu kültürel dokudaki insanlar, 1950’lerde Demokrat Partinin bünyesinde vücut bulmuş, 1980’lerde Anavatan Partsi, 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi gibi siyasi partilerde kendi siyasi şekillenmesini yapmıştır. 2002 yılındaki yapılan genel seçimde Adalet ve Kalkınma Partisi bünyesinde kendini gösteren bu kitle, ekonomik düzen ve sosyal sistemden pay isteyerek, bizde bu pastanın ortağıyız lafzını dillendirmesiyle gerek ekonomik gerekse siyasi-sosyal olarak yerleşik sistemin müdavimlerini veya patronlarını rahatsız ettiği bir gerçektir. Bu kavganın temelinde yatan asıl gerçek, siyasetin araç olarak kullanılarak sahip olunmak istenen güç ve ekonomik iktidar kavgasıdır.Kavganın sahipleri, mücadelelerini meşru bir zemine oturtmak için, irtica, laiklik, gericilik, başörtüsü, özgürlük, dindarlık ve demokrasinin tehdit altında olması gibi kisvelerle meramlarını dile getirmektedir. Karşılıklı olarak birbirinden beslenen partilerin veya aktif siyasetin dışında yer alan ve bu çatışmadan rahatsız olan üçüncü grup ise, muhtıra ve darbe söylemleriyle bu eksende kendilerini olağan meşru bir zemine çekmeye çalışmışlardır.

Ülkemizdeki askeri darbe ve benzeri eylemler, sadece iç dinamiklerle elbette açıklanamaz.Bu eylemlerin dış nedenleri mevcuttur. Cumhuriyet dönemindeki askeri darbelerin yalnızca içsel nedenlerle açıklanması resmin bütününü tam olarak görmemek anlamına gelir.27 Mayıs 1960 askeri darbesinin içsel nedenlerini kısaca şu şekilde ifade etmek mümkündür.En başta gelen neden, tek parti iktidarının veya siyasetteki monopolleşmenin sona erip, Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarı kaybetmesidir. Askerlerin iktidar denkleminde ikinci plana düşmesi, eşraf kökenli bürokratların sisteme egemen olması ve ezanın Türkçe okunmaya başlanması ve iktidar-bürokrasi seçkinlerinin iktidarı halkla paylaşmak zorunda kalmalarından duyduğu rahatsızlık olarak sıralanabilir. Darbenin dışsal nedeni ise, Türkiye’nin batı yörüngesinden daha dar anlamda Amerikan güdümünden çıkma olasılığının gün geçtikçe kendini hissettiriyor olmasıdır.

12 Mart 1971 muhtırasının içsel nedenleri ise; başta yükselen anarşi ve terördür. Bu duruma bağlı olarak kominist gençlik hareketlerinin kontrolden çıkma eğiliminin başgöstermesidir. Aynı dönemde ise dış dünya devletlerinde 1945’ten bu tarafa sürdürülen Bretton-Woods sisteminin dünyada ve Türkiye’de yok olmaya doğru gitmekte oluşudur. Bu dönemde Avrupa ve Japonya’nın kendini toparlaması, altına endeksli dolar ile dolara endeksli ulusal para sistemi ABD’den altın çıkışını hızlandırmakta ve ABD ekonomisini zor durumda bırakmakmış olmasıdır. 12 mart muhtırası, Türkiye’nin kominizme sürüklenme tehlikesinin yükseldiği bir konjonktürde gerçekleşmiştir.Yaşanan bu süreç yani 12 mart, ülkenin kominist tehlikeye karşı koruma bahanesiyle Türkiyenin yeniden kontrol altına alınması hareketi olarak değerlendirilebilir.Zaten yaşanan bu olayların akabinde 12 Martta orduda büyük çaplı tasfiye hareketinin olduğu da bir gerçektir.

12 eylül 1980 darbesinin içsel nedenlerini de şu şekilde dile getirmekte yarar vardır. Başta irtica, anarşi ve terörün azmış olmasıdır. Bu meyanda yeni cumhurbaşkanının bir türlü seçilememesi, ülkenin bir iç savaşın eşiğine gelmiş olması diğer etkenler arasında sayılabilir. Fakat darbe öncesi akan kanın darbe sonrası hemen ortadan kalkmasının nedenlerini o günün koşalları gereği siyasal ve sosyolojik anlamda tartışılamamıştır.Devlet Başkanı Kenan EVREN’in “darbe için şartların olgunlaşmasını“ bekledik, şeklindeki, açıklaması ve askerler anarşiyi önlemek için hangi yetkiyi istediler de vermedik” şeklindeki çıkışları birlikte ele alındığında darbe sürecinin önceden planlandığını akla getirmektedir. 1982 darbesinin dışsal nedenlerini anlamak içinde o yıllarda yaşanan dünya konjonktürüne göz atmak gerekir. İran’da şahlık devrimi yıkılmıştır. Bu bağlamda ABD orta doğudaki en güvenilir ve işbirliği yababilecek dostunu kaybetmiştir. Bu dönemde Afganistan Rusya tarafından işgal edilmiştir. Özellikle ABD, İran rejiminin yayılmasını istememekte ve başka bölgelerde de iktidara gelmesini istememektedir.Yaşanan bu durum, ABD açısından büyük bir endişe kaynağıydı. Bu çerçevede Türkiye’nin kontrol altında tutulması gerekiyordu. Türkiye’nin bir süredir engel olduğu Yunanistan’ın Nato’nun askeri kanadına dönüşünün sağlanması da gerekiyordu. Kenan EVREN ve komitacıların veya darbeci gererallerin ilk yaptığı işlerden birisi, Yunanistan’ın natoya dönüşünü hiçbir taviz almaksızın kabul etmek olmuştur.Soğuk savaş döneminde bazı nato ülkelerinde ABD’nin finansmanıyla kurulan kontro gerilla(glaudio) örgütlenmesinin Türkiye ayağının(özel harp dairesi) 12 eylüle ve darbe sürecine giden günlerde toplumsal infilal uyandıran ve darbeye gerekçe teşkil eden olaylarda etkin rol oynamış olması kuvvetle muhtemel olduğudur.

Soğuk savaş biter bitmez İtalya, ispanya ve Belçika gibi nato ülkerinde tasfiye edilen örgüt Türkiye’de ne yazıkki tam anlamıyla tasfiye edilememiştir. Türkiye bunun bedelini 28 şubat ve 27 nisan da ağır bir şekilde ödemiştir. 28 şubat 1997 yılındaki post modern darbenin içsel gerekçesi, irticaya karşı mücadeledir.İçsel nedenlerin gerekçelerinin çoğunun düzmece, uydurma, içerden hazırlanan tuzaklardır. Başka bir deyişle Müslüm Gündüz, Fadime Şahin, Ali Kalkancı olayları, aczmendilerin ellerinde asa ve başlarında sarıkla boy göstermeleri belirli merkezlerin tezgahladığı olaylar olduğu, günümüzde yaşanan olaylara bakılınca daha da net görülmektedir. Diğer bir nedende, askerin ayrıcalıklı konumunu korumanın yanı sıra yükselen Anadolu burjuvazisine engel olmak, muhafazakar dindar kesimlerin iktidardan pay almak istemeleri, Sayın Erbakan Hükümetinin Milli duruşu sayılabilir.Dışsal nedenler ise; soğuk savaş sonrasında batının islamı yeni düşman olarak halkına ve devletini yönetenlere ilan etmesi; Cezayirde islami akımların iktidara yürümelerinden sonra gelişen olaylar ve bu bağlamda Türkiye’nin kendileri açısından kontrolden çıkmasının engenmsesi olarakta düşünülebilir.

Yukarıda çizilen çerçeveden bakıldığında 27 nisan 2007 tarihinde yapılan e-muhtıranın sürecinin açıklanması da bu çerçevede zor değildir.Bu aslında bir asırdır süren bir ikitidar kavgasının 21.yüzyılın başındaki görüntüsüdür.Sürecin aktörleri şunlardır: CHP’nin akresif tutumundan kaynaklı olarak siyasetin sosyolojini tam anlamıyla anlayamamış olmaları, bir kısım komutanların askeri darbeye davet eder tavrı ve Anayasa Mahkemesinin üstü kapalı tehdit edilmesidir. Siyasi partiler açısından ise, tehditlere göğüs geremeyip TBMM’ye gitmemek şeklindeki tavrıyla Anap-DYP‘nin siyasi hatalarıdır.Bunlradan belkide en önemlisi, Anayasa Mahkemesinin 367 kararı siyasal süreci tersine işletmeye başlamış olmasıdır.

Nihai olarak ülkemizde yaşanan darbeler sadece günümüzün konusu değildir. 1876 yılından başlayıp, 27 nisan 2007 tarihli e-muhtırasına kadar devam edegelmiştir. Türkiye’de Osmanlı’nın son döneminde alevlenip Cumhuriyete taşınan iktidar ve ayrıcalık kavgasının Rumeli-Anadolu çekişmesi, merkez çevre çatışması, seküler burjuvasi-dindar burjuvasi gibi temel argümanları vardır. Belkide en önemlisi ittihat ve terakkicilerin iktidar kavgalarını sivil -askeri bürokrasinin içine kadar derç etmiş olmalarıdır. Yani 31 Mart vakasından beri süre gelen sistem içinde belirleyici ve ayrıcalıklı konumunu sürdürme kavgası da olayın önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.Olayın dış ayağında da belirleyici faktörler ise, dünya güçler dengesinin hegemonik gücü veya güçleri tarafından Türkiye’nin yörüngede veya kontrol altında tutulması çabası olduğu söylenebilir.Eğer her şeyin kendi mecrasında akmasını ve siyasetin olağan şekilde işlemesini arzu ediyorsak devletteki asker-sivil görevlilerin kendi görev ve sorumluluk yörüngesinden çıkmaması gerekir.Bu aşamadan sonra yaşanan olaylar hangi kanat ve boyutta olursa olsun haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır uyarısı ışığında demokrasiden, dürüstlükten ve özgürlükten yana net ve cesur bir tavır sergilemek ve ortak değerler ekseninde farklı kesimlerle liberaller, muhafazakarlar, demokratlar millyetçiler ve sosyalistlerin birlik ve beraberlik ekseninde; zenginleşme, demokratikleşme, sivilleşme, güçlü ve mutlu bir Türkiye’yi inşa etme noktasında kenetlenmeleri gerekir.

Not:Yazı için yorum yapabilirsiniz.

Ali KOPLAY

e-mail: koplayali@yahoo.com

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.